Bir Öğretmenin Gözünden Öğrenci

Merhaba.

Öğretmenlik kisvesini giymiş ve bu kisvenin altında bir yandan birçoğumuzun da değişik ortamlarda dile getirdiği sorunlarımızla mücadele verirken; bir yandan da önümüze gelen hammaddeden ürün çıkarmaya çalışmaktayız. Biz de diğer insanlar gibiyiz. Üzülürüz, kırılırız, korkarız. Bizim de endişelerimiz var. Bizim de iş haricinde bir hayatımız ve sorumluluklarımız var.

İnsanız. Farklıyız. Bir standardımız yok. Farklılıklarımız bizim sosyalleşmemizi, iletişim kurmamızı, bazen tartışmamızı sağlıyor. “Neden böyle?” sorusunun cevabı da biziz.

Öğrencileri her yeni öğretim yılının başında hammadde olarak görüp onlardan sene sonunda iyi birer ürün çıkarma görevi oldukça zor ve stresli bir görev bana göre. Öğrencilerin ve öğretmenin genel anlamda sorunlarından arınıp derse hazır geldiğini, öğrencilerin can kulağıyla ve dört gözle bir şeyler öğrenmek istediklerini, bütün ders materyallerinin eksiksiz olduğunu,  kendimin hazır olduğunu düşündüğümde ki bu bir ütopyadır; öğretme işi oldukça kolaylaşıyor. Bu ütopya ile mesleğe başlayan ben, 15 yılın sonunda gerçeklerle defalarca yüzleşmiş ve sistem ne kadar düzgün olursa olsun, eğitim ve öğretimde insan faktörünün oldukça etkili olduğunu,  angaryalara boğularak öğrencilerimize zaman ayırmadığımızı, öğrencilerimizi dinlemediğimizi, onları Einstein gördüğümüzü, onların makine olmadıklarını, hepsinin kişilikleri ile, sorunları ile tipleri ile Türkiye Coğrafyasının sınıftaki bir modeli olduklarını öğrendim. Ve bu benim öğrenme sürecim de devam edecektir.

Öğrencilerimin farklılıklarını seviyorum. Bu farklılıkları en iyi şekilde değerlendirmek için de engelleri aşmam gerekiyor. Bu engellerin en başında da kendim var. Bunu fark etmek uzun sürüyor. Fark ettiğinizde zaten ömrünüzün uzun uzun yılları da geçmiş oluyor. Tecrübeli öğretmen olmak bu işte. Her an kendinizle ve çevrenizle ilgili bir sürü data veri tabanınıza yükleniyor.  Böylelikle yer yıla daha tecrübeli başlıyorsunuz.

İlk yılımda öğrencilerimi kendim gibi düşünerek davranmıştım.  Ve onların sessiz eylemleri ile karşılaştığımda bocalamıştım. İletişim kurmaya çalışmadım. Anlamaya çalışmadım. Yıllar sonra o gruptan bir öğrencimle sohbet etme şansı bulduğumda bana beni hiç sevmediklerini ve her fırsatta beni dersten kaçırmak için uğraştıklarını söyledi.

Öğrencilerin kaygısını en aza indirdiğinizde, bilginizle öğrenciler üzerinde otorite kurabilirsiniz. Zaten öğretmen işini profesyonel olarak yapmalıdır. Seviyorsanız biraz duygusallık ta katabilirsiniz. Öğrencilerinizin sizi sevmesine gerek yok. Saygılarını kazanmak için dürüst olmalı ve prensiplerinizden taviz vermeden süreci yönetmelisiniz. Elbette aksayan yönler olacaktır. Öğrenci hazırlıksız gelebilir, siz hasta olabilirsiniz ve benzeri birçok olumsuzlukla karşılaşabilirsiniz. Siz işinizi ciddiye alırsanız öğrencileriniz de sizi ciddiye alır.

Yeterliliklerin ötesinde kendinizden de bir şeyler katıyorsanız eğer, mesleğinizde başarısız olmanız imkânsız.

Kısaca özetlemek gerekirse Öğrenciler de insan. Ve dersinizde kaygılılar. Kaygılarını yok edebilirseniz rahatlarlar. Korkuyorlar. Siz iletişim kanallarını açarsanız korkuları da yok alacaktır. Mahcuplar.  Sorunlarından dolayı sizinle iletişim kurmak istemeyeceklerdir.  Denemeden bilemez, bilmeden  de iletişim kuramazsınız. Öğrenciyi öğrendikçe onun nasıl öğreneceğini de keşfetmiş olursunuz.

Naçizane kendimden bir şeyler paylaşmak istedim.  Faydalı olabildiysem ne mutlu bana. İyi günler dileklerimle.